I think I know

Posted on 21:45 In:
Twilight soundtrack'inden bir şarkıya taktım bu ara. Decode, şuradan dinlenebilir. Müziği de sevdim, hatunun sesini de. Gerçi bateride biraz daha çılgın olunabilirmiş sanki, tabii Portnoy'u bi de canlı canlı gördükten sonra böyle düşünüyo da olabilirim.
Kendime de bir pay çıkarttım şarkıdan. En sonunda diyor ya; ayrıca hoşuma gitti:

There is something I see in you
It might kill me
I want it to be true



22.07.09

bahçe düzenlemesi II

Posted on 01:22
Bu template'i sevdim. İyi hoş. Ama html'i ne kadar didikledimse de yazıların tarihini göstermeyi başaramadım. O düşünülmemiş belki de. Bu işlerden hiç anlamam aslında. Ne öğrendiysem burada template'lerin orasını burasını değiştirmeye çalışarak, deneme-yanılma yöntemiyle öğrendim.
Bir de Görkemcimden öğrendiğim yerden bir ufaklık buldum. İyi bir bahçe yavru ejderhasız olmaz ama değil mi. Ayrıca su kenarında olmak da huzur verebilir bence.

one jaguar

Posted on 00:48 In:
"...and besides, you know, the greater part of any seduction lies in the chase..."



The Lollipop Shoes - J.H.

The weather that I brought

Posted on 20:05 In:

Geçenlerde yazlığa gitmiştim hani, hatırladınız mı?

Sanki bulutlar böyle...nasıl diyeyim "blob" diye damlayacakmış gibi.




Ertesi günün belki de fena olmayacağını düşündüren gün batımı.




Ertesi gün


Yağmur ve güneş





Gökkuşağı



Son yolcu

Posted on 19:49
İnsanın el yazısı ne kadar özel bir şey aslında. Tamamen kişiye ait bir şey. Yıllar içinde şekil alan bir şey.

Benim hızlı yazdığımda iyice ufalan harflerim, zor okunan kelimelerim...Sürat gereğince tuhaf şekiller alan, bazen kendinden başka her şeye benzeyen, yer yer neredeyse kaybolan harflerim var.

Elimdeki ufak kağıtlara yazılmış olanlara bakarken aklıma gelmişti bu, yaklaşık dört ay önce. Benimkilerden daha uzun harfler, K ve L'yi bir önceki harfla birleştiren döngü, Y ve G'lerin upuzun kuyrukları, sesli harflerin üzerindeki çizgimsi noktalar...

Benimle ilgili bir yazı değildi bu, işti sadece. Sonra, yaklaşık dört ay sonra benim için yazılmış olanları okudum aynı el yazısından. Çok uzun değildi, sadece sonuydu çünkü. Özeti. Finali. İlk paragrafı bitirdiğimde geri kalanını okuyabilmek için gözlerime dolmuş yaşları akıtmam gerekti. Sonra gülümsedim. Güzel olmuştu. Çok güzel. Ve ikimizin de en başta tahmin edemediği kadar uzun bir süreden sonra artık zamanı gelmişti. Bunu biliyorduk, o masaya oturduğumuzda da, elimi tuttuğunda da biliyorduk.

Korktuğum bir şey vardı ama o akşam. Dayanamayacağım bir şey demiyorum, çünkü sadece bir adımla o tarafa da dönebilirdi yol. Bir günü iyi ya da kötü bir gün yapan bazen çok ufak bir değişiklik olabilir. Ama öyle ya da böyle de zaman geçer, bunları yazdığım şu ana gelirdik. Sadece ufak bir ses kalırdı "böyle değil, böyle değil, böyle olmamalıydı" diyen.

Bunun olmasına izin vermediğin için teşekkür ederim.
Gerisini biliyorsun zaten.


19.07.09

pekala...itiraf ediyorum...

Posted on 15:03 In:
Görkemcik ebelemiş beni :) Bir ağaç kovuğundan gizli bilgiler çıkardım ben de. Buyrun:

1. İlk kez birinden hoşlandığımda yuvadaydım. Adının Efe olduğunu sanıyorum, galiba sarışındı.

2. Çok küçükken "muhallebiye benziyor" diyerek dondurma yemezdim, boş külah kemirmeyi severdim.

3. Yapmak istediğim işler ve ilgilendiğim konular az çok şöyle bir sıraya girdi yıllar içinde: paleontoloji (dinozorları keşfetmiştim), zooloji, baba mesleği, bilgisayar oyunu tasarımı, arkeoloji, ejiptoloji, moda tasarımı, endüstri ürünleri tasarımı...Bir de her zaman bir kütüphanede ya da kitap dükkanında çalışmak istemişimdir. Ama etraftaki modern tipli dükkanlardan değil. Eski görünümlü, ahşap raflı, insanı iyi hissettiren sevimli bir dükkanda.

4. Hep çift sayıda zeytin yerim. Tabakta tek başına duran çekirdek hoşuma gitmez.

5. Ortaköy sahilde çocuk parkı vardı bir zamanlar. Bir gece bizimkiler lokantada otururken ben de orada oynuyordum. Kaydıraktan kaydım ve kaydırağın bitiminde yatmakta olan köpekle buluştuk yolun sonunda. Bir süre "acaba böyle kuduz olunuyor mu" diye düşünmüştüm.

6. İlk ne zaman dinlediğimi hatırlamıyorum ama Bryan Adams kesinlikle ilk göz ağrımdı

7. Bir gün ben bebekken halamlar pek sevdikleri bir yakınları ve onların ufaklığı ile oturuyorlarmış. Sırf eğlence olsun diye hadi ikisi beşik kertmesi olsun heh heh heh denmiş. Yani geyiğine de olsa bir beşik kertmem varmış benim. Doktor üstelik.

8. Kivi sevmem, ancak en en en tatlısından yiyebilirim ama o çekirdekleri hep tuhaf nahoş bir ekşilik hissettirir bana. Öte yandan tekila veya votka yanında limonu kabuğu ile hatur hutur yerim.

9. Asla kardeş istemedim. Küçükken ranzam olsun isterdim ama, üst katında oyun oynamak için. Bir gün bana yeni yatak alınsın diye dükkana gittik, kırmızı kıpkırmızı çok güzel bir ranza vardı. Bana dediler ki bunu alırsak bir de kardeşin olması lazım ama. Kardeş de istemem ranza da istemem dedim ben.

10. En kötü huylarımdan biri işlerimi ertelemek. Sonradan yaşadığım sıkıntıya, kalp çarpıntısına, endişeye yol açmadan yapacağımı yapsam ya. Üşenmeden. Ki bu da bir başka kötü özellik.

11. Uzun zaman kollarım ve ellerim örtünün altında kalacak şekilde uyudum. Sebebi de küçükken gördüğüm bir rüya sanırım, ağlayarak uyanıp anneme "elimi boğa ısırdı" demişim. O gün kocaman siyah bir köpek görmüşüz aslında, boğa ordan geliyor muhtemelen. Bir de yastık konusu...Küçük bir yastığım var, normal yastığımın-ki o da hep yumuşacık kuş tüyü - yanında mutlaka o da olurdu uyurken. Sonra büyüdüm. Geçtiğimiz kış annem dedi ki büyük yastığın eskidi, yeni bi tane kuş tüyü alalım. Aldık. Ama ben eskisinden vazgeçemedim. Şimdi üç yastıkla yatıyorum: biri kafamı koymak için, biri sarılmak için, biri de onca seneden sonra hala yanımda kalsın işte diye.

12. Bir tür büyü gücüm olmasını çok isterdim.

13. Şarkı söylemeye bayılırım. Evde, bilgisayar başında, mutfakta, sabahları servis beklerken, lab'da tek başıma iş yapıyorken...Etrafta kimse yokken, müzik eşliğinde, ayna karşısında...Bazen de bazen de uyku öncesi.

14. Çok çabuk gözlerim dolar. Birazcık sitem, birazcık kırgınlık, biraz duygu dolu an oldu mu hemen aktive olur fıskiyeler. Ama ortalıkta ağlamayı tercih etmem- elbette istisnalar var- çünkü yüzümün gözümün kızarıklığı bi türlü geçmez. Eskiden çok şiddetli ağladığım zaman nefesim kesilirdi, böyle hıçkıra hıçkıra bir türlü duramazdım.

15. Son olarak da çizgi film izlemeyi çok severim. Babam ben küçükken tvden kaydettiği çizgi filmlerle on tane video kaset doldurmuştu. Diyalogları ezberleyecek kadar defalarca izlendi onlar. Geçenlerde hepsini dvdye kaydettik. Hala mutlu oluyorum onları izlerken.

Sarper ve Emir beyler, sıra sizde :)

17.07.09

Acaba ben mi getirdim yanımda fırtınayı? Dün rüzgardan bahsetmiştim, sahildeki kafeterya bölgesindeki wireless'tan faydalanıyordum bu arada. Arkadan sinsi sinsi yaklaşan kara bulutları farkedip kapadım bilgisayarı, eve döndüm hızlı hızlı. Peşimden de yağmur başladı. Öğleden sonra hava açar gibi oldu, sonra 10-15 dakika süren müthiş bir yağmur daha. Çok komikti ama, bir anda karardı etraf, deli gibi yağmaya başladı, insanlar sırılsıklam koşa koşa kaçıştılar evlerine. Ben de balkonuma çıkıp yağmuru seyrettim. Birazcık güneş açtı o sırada, hemen öbür taraftaki pencereye koştum, beklediğim gibi kocaman bir gökkuşağı vardı karşıda.
Bugün de deli rüzgar var, bütün bulutlar gitti. Ama deniz dünden de beter durumda. dalgasından falan değil de tüm o dalgayla gelen pislik yüzünden giresim yok. Bakalım belki yarın daha iyi olur.
Komşularımız da diyor, "Tüh bak en sonunda sen geldin, hava bozdu" diye. Ben de diyorum "Evet...eğer burası bana olan sevgisini böyle gösteriyorsa anlaşamayacağız...". Olasılıkların ikisi.

14.07.09

Posted on 14:54 In:
"I woke up unrefreshed, with that awful feeling that in a moment I would remember bad things..."
Gece üstüne korkunç bir sıkıntı ve umutsuzluk çökünce sabah da böyle uyanıyor insan. Ama çok şükür düşündüğüm kadar kötü değil vaziyet.
Yazlıktayım. Rüzgar çıktı bugün, deniz dalgalı. İyi ki dün üşenmeyip yüzmüşüm. Aslında sakin sakin güneşlenmek istiyordum, bir de denizin biraz daha sıcak olmasını. Yine de düşünmek için iyi burası.

13.07.09

a good day as any

Posted on 23:37
Biliyorum, çok uzun zamandır yazmadım. Bahçenin her tarafını yabani ot bürüdü, örümcek ağları sardı. Mazeret derseniz bir sürü sayabilirim şimdi, ama...ama. Benden hala umudu kesmemiş olan Görkem'cimden başka bu yazdıklarımı kim okuyacak onu bile bilmiyorum şu anda. Ama sorun değil, kendim için yazarak başlarım yine.
Master tezimi bitirdim, sundum, teslim ettim. Yarın diplomamı alıyorum. Şu anda olmam gerekenden daha hissiz olabilirim doğrusu. Belki de yarına saklıyorumdur duygularımı. Şimdilik elbisem askıda, cübbem+kepim+yakam yolculuğa hazır.

02.07.09

Hiç yalnız oturmadığım bir mekana gittim geçen gün. Ya da orada geçirdiğim zamanın tamamında hiç yalnız olmadığım demeliyim. Girdim içeri, selamlaştım. Sevdiğim(iz) masa doluydu, başka bir yere oturdum, çok da umursamadan. Kuşburnu çayı istedim yine. Aldığım iki adet "Çarpışma- İpek & Burak" kitabından bir tanesini çıkarttım torbamdan, okumaya başladım. Çayım bitince de çıkıp gittim.

Durumun enteresanlığı, mekanın ya da bu şekilde oturmanın beni hiç rahatsız etmemiş olması. Bundan çok daha farklı davranabileceğim-davrandığım- durumlar biliyorum. Pek sevdiğim ve nispeten sık gittiğim bir mekanın adı geçtiğinde bile fena oluyordum tee bir zamanlar, içeri girmeye ise her zaman cesaret edemiyordum. Şimdinin farklı olması, farklı hissediyor olmam geçen zamanla belki bir parça bişeyler öğrenebilmiş olmadan kaynaklanabilir. Ama esas olarak, şimdinin öncelerden ve muhtemelen sonralardan farklı olmasından dolayı. Kafamda tasarladığım alternatiflerden farklı bir durum olmasından dolayı. Zaten ne zaman kafanda tasarladığın gibi oldu da diyebilirsiniz tabii. Olayların gerçek haline yaklaşmak kolay olmasa gerek. Düşünmüş olduklarım bir yana; olması gerektiği gibi sanki bu. Belki de sadece şu an böyledir, sonrasını bilemem. Belki de "değişimin göreceliği" üzerine de bir yazı yazmalıyım. Sanmam yazacağımı.

Nereden geldik buralara... Evet, bazen buram buram, bazen fısıltıyla birisini akla getiren yerlerden bahsediyordum.Tuhaf aslında, hayatımıza bir insan girdikten sonra yanında kendine ait mekanları, şarkıları, kitapları da getiriyor. Bazen de sana ait olanları da kendi parantezi içine alıyor. İlk durum bir yandan güzel bişey. Bir sevgiliden, aslında sadece sevgili değil, yakın arkadaşlardan şarkı tavsiyesi almak hoşuma gidiyor benim. Bir nevi referansa sahip oluyor onlar. Algıda seçicilik sağ olsun, o zamandan sonra daha bir inceleniyor, dikkat ediliyor. Şimdi çok çok sevdiğim bazı gruplar ya da şarkıcılarla bu şeklide tavsiye üzerine tanıştım mesela.

Kitaplar için de aynı şey geçerli. Babamın bana okuyayım diye dil döktüğü bir romanı, bahsettiğim kategoriden biri söylerse çabucak ediniyorum. Okunacaklar listesinde en üstlere alıyorum. Belki de hiç okumayacağım insanları okuyorum. Çok hoşuma giden kısımlar buluyorum bazen. Sonra aynı yazardan başka başka şeyler okuyorum. Benimsiyorum. Geçtiğimiz aylara bakacak olursak bunun benim için en enteresan örneğini şiir kitaplarında bulabiliriz. Çantamdaki bin bir önemli (bence) nesnenin yanında bir de onun duruyor olması beni pek mutlu etmişti o günlerden bir günde.

Etiketlenmiş mekanlara dönecek olursak, bunları ilk yazıya döktüğümde bana tek bir insanı çağrıştıran bir yerdeydim. Zamanla benimsediğim, sevdiğim bir yerde. Yazıya başlamadan önce yanımda oturuyordu. Onun kalemiyle ve ondan ödünç aldığım deftere yazdım bunları önce (kalem de pek güzeldi ya, yürütse miydim :), hazır zaman bulmuşken yazayım diye. Geri geldiğinde yazmayı bitirmiş, aldığım iki adet "Çarpışma- İpek & Burak" kitabından diğerini okumaya başlamıştım.

Güzelleme

Posted on 11:48 In:
Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların
Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur
Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü
Bak bu sensin çocuğum enine boyuna
Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki
Sabahlara kadar koynumda yatmışsın
Bak bende yalan yok vallahi billahi
Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur

İşe bak sen gözlerin de burda
Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık
İyi ki burda yoksa ben ne yapardım
Bak çocuğum kolların işte çıplak işte
Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün
Gözlerin sabahın sekizinde bana açık
Ne günah işlediysek yarı yarıya

Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların
Bunların konuşması olur öpülmesi olur
Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde
Vapurdaydık vapur kıyıya gidiyordu
Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu
Uzanmış seni usulca öpmüştüm
Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu.

C.S.

Aşk

Posted on 11:46 In:
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken

Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.


C.S.

"...bu gözyaşları..."

Posted on 23:42
"Karanlık... Karanlık iyidir. Önemli olsun olmasın her şeyi saklar. Bildiklerini unutturup her şeyi onun gözleriyle görmeni sağlar. Beğenmediğin gerçekleri çarpıtarak değiştirir. Görmek istemediklerini gizler. İstesen de istemesen de sana hep sarılır. Uykusuz bir gecede yapayalnız yatarken aslında o yanındadır. Ağladığında göz yaşlarını silmese de, sen ağlamaktan yorgun düşüp uyuyakaldığında üstünü örter, sarmalar. Ve sen uyanana kadar da yanında kalır, seninle olur, seni bırakmaz." diye yazmıştım teee ne kadar zaman önce.

Ağlamak dedim de; bazen böyle bir seans iyi gelebiliyor. Dünkü mesela. Her ne kadar gece kendimi paralamış olsam da -yeni yastığım hiç görmemişti böyle bir şey, korkutmuş olabilirim; içimdeki kötüyü boşaltmanın, öyle yorgunluktan bitap halde, ancak uyandığım zaman uyuyabilmiş olduğumun farkına varmanın, ne daha fazla ağlamak ne de düşünmek sadece yeniden uyumayı istemenin tuhaf bir rahatlatıcı tarafı var. Ve sabah, biraz daha sakince, biraz daha kendimi kontrol ederek, göz pınarlarımda en ufak hareketlenme olduğunda hemen düşünmeyi keserek durumu gözden geçirdiğimde daha rahat oldu anlamak. Aslında bildiğim şeyleri kabullenmek. Yine de fazla düşünmekten kaçındım gün içinde. Vereceğim tepkilerden emin olamadım. Neyse ki beni oyalayacak bol bol iş vardı. Akşam Görkem'cimle konuşup ilk defa kafamdakilerin serbest kalmasına izin verdim. Ama kötü olmadı sonucu. Sanırım böylesinin daha iyi olacağını ben de biliyorum içten içe. İnanmak da işe yarıyor elbette.

Şimdi beni biraz korkutan şey can sıkıntısı zamanları. Ve tabii ışığı kapatınca, tamamen kendimle başbaşa kalınca ortaya çıkabilecek düşünceler...

...aşk tabiatımdır benim

Posted on 20:27 In: ,
Ne ararken karşıma çıkmıştı bu şiir hiç hatırlamıyorum. Dört yıl önceydi, onu hatırlıyorum sadece. Bir de çok hoşuma gittiğini.

Aşk

Bunca gün, ah, bunca gün
görmeyi seni böyle kırılgan, böyle yakın,
nasıl öderim, neyle öderim?

Uyandı kana susamış
ilkbaharı koruların,
çıkıyor tilkiler inlerinden
çiylerini içiyor yılanlar,
ve ben gidiyorum seninle yapraklarda
çamlar ve sessizlik arasında,
sorarak kendime nasıl, ne zaman
ödeyeceğim diye şu bahtımı

Bütün gördüklerim içinde
yalnız sensin hep görmek istediğim
dokunduğum her şey içinde
senin tenindir hep dokunmak istediğim:
seviyorum senin portakal kahkahanı
hoşlanıyorum uykudaki görüntünden

Ne yapmalıyım, sevgilim, sevdiceğim
bilmiyorum nasıl sever başkaları
eskiden nasıl severlerdi,
yaşıyorum, bakarak, severek seni,
aşk tabiatımdır benim

Her ikindi daha da hoşuma gidiyorsun.

Nerde o? Hep bunu soruyorum
kaybolduğunda gözlerin
Ne kadar geç kaldı! Düşünüp inciniyorum,
yoksul, aptal, kasvetli duyuyorum kendimi
geliyorsun sen, bir esintisin
şeftali ağaçlarından uçan.

Bu yüzden seviyorum seni, bu yüzden değil
o kadar neden var ki, o kadar az,
böyle olmalı aşk
kuşatan, genel
üzgün, müthiş,
bayraklarda donanmış, yaslı,
yıldızlar gibi çiçek açan,
bir öpüş kadar ölçüsüz.

Pablo Neruda
Çeviri : Erdal Alova

uykuyla uyanıklık arasında

Posted on 16:56 In:
Tüm benliğinle odaklandığın anlardan biri. Serin bir akşam vakti, sevgiliyle yürürken el ele tutuşunca; tüm algılayıcıların sonuna kadar açılıp, birbirine değen parmaklardaki, avuç içindeki hisse, sıcaklığa yönelmesi gibi. Kalabalık bir barda otururken, ciğerlerine dolmakta olan dumanı, kana karışmakta olan alkolü, kulağına gelen uğultuyu gürültüyü, ertaftaki masalarda oturan tanımadığın insanları, kendi masanda oturan tanıdığın insanları, saatin tiktaklarını, herşeyi dışarıda bırakıp; tüm dikkatini ona, onun ağzından çıkan cümlelere yöneltmek. Bir kere söylenecek olan o sözleri aynen söylediği gibi, kullandığı o kelimelerle, yaptığı o vurgularla, o ses tonuyla, aynı o şekilde hatırlayabilmek için, aklına ve kalbine kazıyabilmek için tüm benliğinle odaklanmak. Hafızanın seni elbette ki yarı yolda bırakacağını bile bile; sabah uyanıp o sözcükleri sakladığın yerden geri çıkarttığında, bazılarının bir sis bulutu altında olacağını, asla tamamını bulamayacağını bile bile. İçlerinden en önemli, en anlamlı olanlarının seninle kalacağı umuduyla...

...

Posted on 00:38
...
- Saçıma bağladığım fuları kaybetmişim. Şapkamı çıkartırken düştü herhalde...
- Her şeyin bir bedeli var :) ...anneannenden falan kalma bir şey değildi di mi?
- Hayır...ama seviyordum...
- Beni de seviyorsun...
- :)
...

o küçük anlardan biri

Posted on 19:09
Bazen evden çıkmadan önce, kapının önündeki aynaya bakıp hırka-palto-şapka gibisinden son parça giysilerimi giyerken, annem bana bakıp "üşüme" der. Bir parça endişeyle karışık bir temenni şeklinde. Ben de düşünürüm, üstümdekiler yeterli mi, bunlarla üşür müyüm, üşüsem bile o zaman elimden bişey gelmez ki, iyidir böyle herhalde diye, "üşümem" derim inandırıcı bir şekilde.
Annem bana "üşüme" dese de demese de sonuç değişmiyor. Çok soğuksa üşürüm tabii, naapabilirim ki. Ama o annem, içinden böyle geldiği için bunu söyleyecek elbette, elinden bişey gelmeyecek olsa dahi söyleyecek.
Geçenlerde ben de O'na aynı lafı söyledim. Aynı endişeyle karışık temenni şeklinde.
Normal şartlardan bir miktar daha fazla geçen zaman, sahip olduğum bir takım...içgüdü demeyelim de... içsel şeylerin açığa çıkmasına izin verdi sanırım.
Evet...ben de şaşırıyorum doğrusu.

yeni yılın ilk yazısı

Posted on 00:36
Yeniyılyeniyılyeniyılyeniyıl herkese kutlu olsun! Şarkıyı ikinci duyuşumda güldüm, çünkü o gün, yılın son günü, ilk duyuşuma kadar unutmuştum ve ilk tekrar duyuşumda da gülmüştüm, söylerken yüzündeki ifadeye bakıp.
Eskiden yeni yılın daha fazla mı anlamı vardı. Bilmem, vardı belki de. Yeni umutlar için, yeni hayaller için, boşluğa bakıp iç çekmek için iyi bir zamandı belki. Doğum günü gibi belki de. Elimizde olmadan gereğinden fazla anlam yüklediğimiz bir gün. Ama, ama, o anlamı kat kat hak eden bir doğum günüm olmuştu. Daha dolu dolusunu görmedim. Olabilirmiş yani böyle günler.
Ekim ayının ortalarında demişim ki "Uyuyamadığım geçen gece baktım ki kalbim boş. Arkadaki odacıklardan bahsetmiyorum ama. Onlar ayrı. Bahsettiğim bahçe kısmı, orası boş. Tuhaf. Rüzgar üşütüyor biraz." Ne tuhaftır ki bu yıl değişimi zamanı durum farklı. İkimizi de şaşırtan bir biçimde, bahçede dolaşan biri var bu sefer. Üstelik seslendiğimde bana cevap veren biri. Dolayısıyla gayet sakindim bu yılbaşında. Evimde, annem babamla, televizyon karşısında oturmuş, kanal kanal gezip eğlenceli bişiler ararken, masadaki türlü yüyeceklerden atıştırırken- ki pek sevdiğim ve çok nadir alınmasına izin verdiğim şarküteri cipsinden bile vardı, annem iki gün önceden alıp getirdiği için iki gündür mutfakta karşılaşıp karşılaşıp "amanın...bakma, cipse bakma, cipse bakma, yok orda yok, hadi kızım hadi, açma sakın, hadi, hadi , çıkalım buradan hadi..."şeklinde uzak durmuştum-kadehimde canım arkadaşımın getirdiği şarap, aklımda güzel resimlerle

mutluydum.

Posted on 23:47
Bugün hem canım arkadaşımı gördüm, hem de...günün devamı da güzeldi.
Bugün "mutluyum" dedim. Ne cesaret ama.

tek sorumlu

Posted on 22:08
Benden müzik istedi. Aslında ortaya çıkartan da bendim, kendi marifetim. "İyi, peeeki" gibisinden bir bakış attım, "al bakalım...". Kocaman kulaklıklarımı taktı, birazcık dinledi. "Kızmıyorsun di mi?" dedi bana. Aslında kızardım. O kadar mutlu görünmese, yüzünde öyle bir gülümseme olmasa, kızardım. Kızmadım.
Bugün aynısını dinlerken ben de gülümsedim.

neon

Posted on 23:59 In:

Geçen gün evdeki içkilerle kokteyl denemesi yaparken şöyle bişey elde ettim. Adını neon koyduk. Karıştırıcıyla uyuma dikkat lütfen.



yağmurlu cumartesi

Posted on 00:39 In: ,

Uzuun uzun uyuyabilmiş de olsam yorgun kalktım sabah, daha doğrusu öğlen. "Kırıklık" fena şey, bir de dün hakkaten yormuşum kendimi sanırım, sırtım filan da ağrıyordu kalktığımda. Ya da gece yataktan düştüm. İkisinden biri.

Havadan ve randımanlı nefes alamamaktan olsa gerek, fena başım ağrıdı gün boyu. Saçımı okşayacak eli, yaslanacağım omzu aradım. Mikrop saçmakta olsam da...





Kitap okudum, Kiralık Nişanlı.









Çizgi roman okudum, Daredevil.







Film izledim, Constantine.



Bu arada kanatlara bayılıyorum ben. Gerçekten.


Beklemediğin zaman çalıyor telefon galiba.

kaotik sabah

Posted on 23:29
Sabah anlamadığım bir sebepten dolayı alarmım çalmadı. Acaba o çalmış olup da, üç saniye içinde ben de kapatıp, tekrar uyuyup, sonra da hiç birini hatırlamıyor olma ihtimalim var mı? Mümküm olabilir. Dün gece yattığımda nefes almakta zorluk çekiyordum. Burnum zaten iptal olduğundan, boğazım da her nefeste acıdığından başka solunum yolları düşünmekteydim. Oksijen kıtlığından sızmış olabilirim. Sabah da o fazladan 50 dakikada öyle güzel uyumuşum ki. Rüya bile görüyordum, hatta güzel bişiyler vardı, şimdi hatırlamıyorum ama. Sonra mesaj sesiyle uyandım. Evden nasıl çıktığımı pek bilmiyorum. Günün devamı da lab'a malzeme yetiştirmeye çalışarak geçti. Buna buz taşımak da dahil. Hasta halimle yapmadığım iş kalmadı, artık gülmeye başlamıştım bi yerden sonra. Sonuçta kimya mühendisleri ile son organik lab'ımızı yaptık. "Hocam fotoğraf çekilebilir miyiiz" diyenler oldu. Elimizi sıkıp teşekkür edenler oldu. Bazen beni çok yormuş olsalar da aslında iyi çocuklardı çoğu. Zor ama iyi bir lab'dı. Neyse, erken servise yetişip eve gitmeyi umuyordum ama tabii olmadı, ben de sonrakini beklemek yerine otobüsü tercih ettim. O da bir hataymış. Bu yolun tek iyi yanı, eve yürürken kokuyu duyup taze patlamış mısır almam oldu. Sonra da Avatar izlerken afiyetle yedim. Henüz öksürük başlamamışken bitirmek lazım.

dünden kesitler

Posted on 21:19 In:

Kütüphaneden aldığım üç kimya iki şiir kitabını götürüp sürelerini uzattırdım. Yine. Kimyalar tamam da diğer ikisinden alacağımı alıp raflarına iade etsem iyi olacak artık.


Sonra Melis'le güneye indik, ekimde gittiğimiz kimya kongresinin katılım ve yol ücretlerini geri alabilmek için gerekli evrakları teslim ettik. Görevli hanım keyif sigarasını bölmemize ve hafiften leylalık gösterdiğimiz bi iki noktaya rağmen bize çok iyi davrandı. Bari yemeğimizi de burada yiyelim diyip kantinden aldıklarımızla manzaraya yöneldik, ki bu pek iyi bir seçim değildi. Her daim aç ve laubali olan kedilerimiz etraftaki insan azlığından ötürü baya yemek delisi olmuşlardı. Sonuçta chicken noodle'ımı on dört (14) kedi ile paylaştım. Bu benim için de bir ilk. Noodle sevdiklerine Görkemcimle tanık olmuştuk ama böylesine gözü dönmüş bir yeme furyası oldukça ilginçti. Aklıma Home Alone 2'deki güvercinli kadın geldi. Ben de yolun kenarında etrafım rengarenk kedilerle çevrili, bir yandan kendim yiyip bir yandan onları besleyip bir yandan da "tamam arsızlık yapma, sen çok yedin" gibisinden laflar ederken ilginç bir görüntü sergiliyordum herhalde.

Karnımızı doyurmanın(?) verdiği huzur içerisinde kuzeye döndük, lab hazırlıklarına başladık. O sırada öğrendik ki bölümdeki buz makinemiz meğersem bozukmuş. Saat 2'de başlayacak olan üç lab'ın da buza ihtiyacı var, mesela biz iki tane çöktürme yapacaktık ki bu da en az dört lavabo dolusu buz anlamına geliyor. Biz de beş kişi elimizde rengarenk kovalar ve bir de leğen ile kuzeyin en uç kısmında bulunan genetik bölümünün yolunu tuttuk. Onlarda üç tane buz makinesi varmış, aslında birini komple götürsek daha iyi olurdu belki, heh. Biz kovalarımızı doldururken yanımızdaki sınıfa doğru ilerleyen asistan görünüşlü kız bize pek pis baktı ve havalı adımlarla içeri girdi. "Biz de asistanız ulen" dedik, "üstelik onlar benim de çocuklarım!!" diye ekledim, zira girdiği sınıfta benden lab almış öğrenciler vardı, güldük. Yol boyu epey ilgi topladık. Birlikte inorganik labı verdiğim İlke ile geyiğe başladık yolda, "her şey sizin için, nankörler!", "yield'ı düşük çıkan deneyin ikinci kısmını genetikte yapmaya gider, oradaki asistandan dayak yer, ona göre!" gibisinden.


Neyse, iki kova ve bir leğenlik buz işimizi gördü de biz geri gitmek zorunda kalmadık. Fena değildi deney. Sadece bir ara kaza eseri sıcak dereceye dokunup parmağımı yaktım. Neyse ki buzumuz var, çıkarttığım eldivene doldurup, parmağım içinde gezinip işe devam ettim. Sonra da bephanthen ile sıvayınca sorun kalmadı. Umarım perşembeye tamir edilmiş olur makine.


Sonunda okuldan çıkmayı başarıp kadiköy otobüsünü de yakalayabildim. Oturacak yer bulabildiğim de süper oldu, zira akmerkezden itibaren içerisi hıncahınç doldu. Kulağımda müzik elimde de kitabım olmasına rağmen yolculuk saatlerce sürmüş gibi geldi.


Gerisi gördüğünüz gibi. Eve gittiğimde güzel bir uyku çekerek günü bitirecektim. Bugün okula gitmekten vazgeçtiğim için daha da güzel bir uyku.

Öte yandan sanırım üşüttüm, evde kalmam isabet olmuş.


pazartesi

Posted on 23:35
Bir tatilin daha sonuna geldik, yeni bir pazartesi ile işe başladık. Bu bayram önceden planladığımdan çok daha iyi geçti. Aslında eve kapanıp tezimde boğulmaktı esas plan. Fakat kaderin komik bir cilvesi sayesinde ocak ayında master'ı bitirmek yerine haziranda mezun olma yoluna saptım. En hayırlısının da bu olduğunu düşünüyoruz, zira özellikle son bi iki haftadır bu sıkışıklık ve baskı altında ben ben olmaktan çıkıyordum. Buraya doğru dürüst yazıp içimdekileri aktaramadım bile. Önümüzdeki aya yetiştirme derdi ortadan kalktığına göre artık hayatımın kontrolünü tekrar alabilirim. Üzerimde öyle bir gerginlik ve sıkıntı birikmiş ki... Şimdi sakin sakin, panik yapmadan, kafayı sıyırmadan çalışmaya devam edebilirim diye umuyorum.

Tabii işten güçten biraz uzak kaldım bu süre içersinde. Bugün açılışı lab'da dağ gibi yükselen birikmiş raporlara el atarak yaptım. Doldurdum torbama, götürdüm eve. Önce giydiğim kazaktan kurtuldum (rengini modelini falan seviyorum ama beni içten içten kemirerek yiyen bir yünden örülmüş kendisi), sonra nefis bir bardak earl grey hazırladım kendime. Elimde kırmızı kalem ve kucak dolusu raporla sallanan koltuğuma kuruldum. Tik, tik, tik, -5, tik, -2, tik...

Posted on 16:11
"Özledin mi beni?" diye sordu. Tuhaf. Ben de bir süredir bunu düşünüyordum. Ama sormazdım. Soramazdım herhalde. Yakınına yaklaşmamaya çalıştığım konulardandı bu. Yine de aklıma gelivermişti işte. Elimde olmadan düşünmeye başlamıştım. Eh, zaman geçmişti ne de olsa. Normaldi bu. Doğaldı. Ama sormazdım yine de. O sorana dek, en azından. "Özledim" dedim. Özlemiştim...

come fill your glasses and raise them high

Posted on 23:43
Dün gece Pulp'ta gözlerimi kapadım bir ara. Johnny B. Good, Hound Dog, A Drinking Song ve tabii Never There beni alıp taaa Olympos'a taşıdı. Zamanın akışının yavaşladığı, görevlerin sorumlulukların endişelerin henüz bana yetişemediği yere. Koşa koşa denize atladığım, dağın gölgesinden öteye gide gide güneşi takip ettiğim, şarkı söylediğim, dans ettiğim, 5-6 saat uyusam da çabucak şarj olup yeni güne başladığım, hafiflediğim enteresan yere.
Gözlerimi orada açmayı isterdim doğrusu.
Bir de Oje'yi çalsalar tam olurdu aslında, "gidiyorum gözüm arkada..." deseler.

Posted on 00:26
Aklıma şu reklam geldi: "Cebimde bişey var, ama tek bişey değil, pek çok şey".
Anlayan iki dost, bişey demeyin.

tezmek

Posted on 19:22
Malum, tez yazmaktayım. Bunu orada burada insanlara söylüyorum. Belki sıkıldılar artık benim bu muhabbetimden ama napiyim, hayatımın üzerine çöreklenmiş oturuyor kendisi şu anda. Neyse ki akşamları çalışabilir hale geldim, bir ay önce onu da yapamıyordum. Motivasyonumun ve konsantrasyonumun pamuk ipliğine bağlı olduğu zamanlara göre iyiyim yine. Ama tabii hala endişelişim, hala gerginim. Bazen zamanın tik-taklarını fazlasıyla hissediyorum. Korkularım çekmeceden fırlayıveriyor. İşlerin çokluğu ve çeşitliliği boyumu aşıyor gibi geliyor yer yer. Bazen de kendime güveniyorum, sonra o güven cebimden düşüveriyor bi yerlerde. Arada sinirlerim gevşiyor, gülüp duruyorum. Huysuz ve mutsuz olduğum anları metal müzik ile boğmaya çalışıyorum. Gündüz lab işleri, öğrenci lab'ı işleri, sınavlar, raporlar falan bittikten sonra eve varıyorum. Earl Grey yapıyorum kendime, ya da incecik çekilmiş aromalı kahvelerimden bir fincan italyan kahvesi. Bir de geçenlerde çook şeker dükkanından bir torba dolusu şeker aldım. Favorilerim simit şeklindekiler ve hafif mayhoş olanlar. Sonraa müzik dinliyorum aralarda. İyice daralmışsam Iron Maiden ve Blind Guardian dinliyorum. Hayali bagetlerle havayı dövüyorum. Aslında gerçek bir çift bagetim de yok değil, Direc-T sağ olsun, ama onlara yönelmedim henüz. Daha sakinsem eğlenceli hareketli şeyler dinliyorum. Oturduğum yerde dansediyorum, bazen de odanın ortasında. Bu ara en çok dinlediklerim (ve düşündüm de aslında hepsi genel olarak pek sevdiğim şarkılar, bu dönemde bana arkadaşlık etmeleri çok doğal, bir nevi müzikal doping):
The Beatles - Across The Universe
Sting - Mad About You
Eric Clapton - Change The World
Eagle Eye Cherry - Save Tonight
Matchbox 20 - Real World
Melissa Etheridge - Angels Would Fall
Bryan Adams - Summer of '69
R.E.M. - Imitation Of Life
Noel Gallagher - Don't Look Back In Anger
Toad The Wet Sprocket - Good Intentions
Gin Blossoms - Follow You Down

Böyle işte...

bluboq

Posted on 23:26
Geçen gün telefonda "mavi sakal" dedim, "mavi kaka" anlaşıldı. Hala aklıma geldikçe kikir kikir gülüyorum buna. Var var, bi yerlerde bi bozukluk var...

Mesela...

Neler neler yazmışım


I know a little garden close
Set thick with lily and red rose
Where I would wander if I might
From dewy dawn to dewy night
And have one with me wandering

Kutucuk